MARSLI BET İÇİN SİNEMA NOTLARI-3 Bir aşçı olarak sinema yönetmeni

Yorum bırakın

Bilgi hangi yöntemle öğrenilir?” dendiğine ilk önce tümevarımı ve tümdengelimi hatırlayanların, “benzetme”ye, yani “analoji”ye haksızlık ettiklerini düşünegelmişimdir hep. Sevgili Bet, sen onlara değil, bana inan: Gerçekte insanlar her şeyi benzetme yoluyla öğrenirler ama, biz yine de “hemen hemen her şeyi” diyelim ki epistemologlara ayıp olmasın. Her neyse. Sizce bir sinema filmi yapmak, pasta yapmaya benzer mi?

Daha fazla

Reklamlar

MARSLI BET İÇİN SİNEMA NOTLARI-2 Sinema filmi, yapanın düşü, izleyenin gerçeğidir

Yorum bırakın

Marslı arkadaşım Bet birinci yazı için teşekkür etti, ama bir yandan da “Anası babası tamam da, önce bütün o filmlerin varlık nedenini bir anlatsaydın” diye sitem etti. Gerçekten de, altı üstü uydurulmuş hikayeleri hareketli resimlerle göstermekten ibaret bir insan faaliyeti nasıl oluyor da bu kadar yaygınlaşabiliyor? Muhtemelen aşağıdaki notlar da bu soruyu hakkıyla yanıtlamaya yetmeyecek, siz de bu konudaki görüşlerinizi paylaşırsanız eminim Bet müteşekkir olacaktır.

Ricciotto Canudo: Sinemaya "yedinci sanat" diyen oydu (1912)

Her gün milyonlarca kişi neden film seyretmeye zaman ayırıyor? Eğer siz de benim gibi kendisinin ve yaptığı işlerin önemli sayılmasından hoşlanan biriyseniz, “Çünkü, sinema bir sanattır” cevabı hoşunuza gidecektir. Öyle ya, sanat insanoğlunun önemli faaliyetlerinden biri, siz de bir film seyrediyorsunuz, böylece sanatsal bir faaliyette bulunmuş oluyorsunuz. Çekici bir düşünce. Ama bu açıklama, neden sinema filmlerinin öteki sanat ürünlerinden çok daha fazla rağbet gördüğü sorusuna cevap vermiyor.

Hegel estetik derslerinde beş sanat sayarmış: mimari, heykeltraşlık, müzik, resim, şiir. Sonra Ricciotto Canudo adlı bir İtalyan yazar, 1912’de yazdığı bir makalede dansı altıncı sanat olarak eklemiş, sinemayı da önceki sanatların bir sentezi olarak ve “yedinci sanat” adıyla tanımlamış. Daha fazla

MARSLI BET İÇİN SİNEMA NOTLARI-1 Fotoğraf ve düşgücü: Lumière Kardeşler ile Méliès

Yorum bırakın

Bet isimli, Marslı bir arkadaşım var. Dediğine göre Mars’ta sinema yokmuş. Ama Bet artık buralı ve film seyretmekten çok hoşlanıyor. Bir yandan sinema hakkında bilgilenmek, bir yandan da işin keyfini çıkarmak istiyor. Benden kendisi için sinema yazıları yazmamı rica etti. Bakalım becerebilecek miyim?

Auguste Lumière (solda) ile Louis Lumière (sagda)

Her ne kadar adına film denen hareketli resim kareleri ilk kez on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında ortaya çıkmış ise de “sinema” yirminci yüzyılın çocuğudur. Ama tabii sinema kendi kendine doğmadı, bir babası, bir de annesi vardı. Görüntüler hareketli hale gelmeden önce tek tek çekiliyordu, bu işin adına fotoğraf deniyordu. Teknik gelişti, fotoğraflar ardarda dizildi, hızla gösterildi, film oldu. Bunu da ilk kez fotoğrafçılar yaptı. Demek ki, sinemanın babası fotoğraftır. Daha fazla