LaPianiste

Piyano Öğretmeni (La Pianist – The Piano Teacher, 2001)

Yön: Michael Haneke 

Oyn.: Isabelle Huppert, Annie Girardot, Benoît Magimel

.

Özlem Önen

2004 yılında Nobel edebiyat ödülü almış olan Elfriede Jelinek‘in Die Klavierspielerin isimli romanından uyarlaması yapılan ve başrollerini Isabelle Huppert ile Benoît Magimel‘in paylaştığı La Pianist”, 2001 yılında Cannes film festivalinde en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu ödülleri, 2001 En İyi Kadın Oyuncu Dalında Avrupa Film Ödülü, 2002 San Francisco Film Eleştirmenleri Birliği En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, 2002 César En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü ve 2002 En İyi Yabancı Film Dalında Alman Film Ödülü kazanarak önemli bir yere sahip olmuş durumda, filmin hem senaryo uyarlamasını yapan hem de yöneten Haneke’ nin eserleri arasında.

Viyana Konservatuarın’ın piyano bölümünde profesör olan Erika Kohut’un annesi ile beraber yaşadığı ev ortamı ile konservatuar ve özel piyano dersleri arasındaki rutin döngüsü arasında başlar film. Bu döngü içinde film başlar başlamaz hissettiğimiz ilk şey kırklı yaşlarında olduğunu tahmin ettiğimiz profesörün aslında kendi hayatının kontrolünü pek de eline alamadığı ve her adımını kontrol eden bir anne ile yaşamakta olduğudur. Geç geldiği vakit çantasını kontrol edip onu sorgulamaya varan davranışına annenin saçını çekerek karşılık veren ve sonrasında ağlayan anneyi teselli etmeye uğraşan Erika ile annesinin bu döngüsü yıllardır süregelmektedir. Evde kastre edilmiş pozisyonda olan Erika mesleki yaşantısında ise tam tersine kastre edici nitelikte, acımasız bir piyano öğretmenidir. Öğrencisinin tek bir notayı yanlış basmasını bile acımasızca eleştirir. Öte yandan, insanların geçerken çarpması ya da değmesinden rahatsız olup, pornografik filmlerin izlendiği kabinde spermli atıkları içeren mendilleri koklar. Pornografik görüntüler aracılığı ile boşaltılamayan libidinal enerji, günlük yaşam içerisinde sadistik dürtülere dönüşmektedir.

Genç Walter ile ilk kez karşılaştığında kontrol ile kendini kaybetmenin tezatlığından söz eder profesör. Bırakamadığı kontrol eden yanı ile bekâretine jiletle son verir. Bu eylem kontrolün kendisinde olmasını sağladığı kadar, kendisine yönelik agresyonu sürdürerek mazohizme de hizmet ediyor gibidir. Annenin kontrolündeki yemek masasına gidip kanı ile orayı kirletmesi ise anneye yönelik agresyonu içerir.

Kendi bekâretini sonlandırmasının ardından, daha önce fiziksel görünümü nedeniyle hiç zorluk çekmediğini düşündüğü genç, profesörün cinsel fantazilerini canlandırır. Ancak bu fantaziler profesörün kendisine erkek tarafından uygulanmasını istediği yoğun cezalandırılma arzusunu içermektedir. Bu yönü ile Walter’ı başlangıçta korkutup uzaklaştırır ancak devamında onun da içindeki sadist yanı ortaya çıkartır.

LaPianiste-4

Dış görünümünde sert ve acımasız olan profesör evinde annesi ile hostil – yapışkan bir ilişki sürdürmektedir. Walter ile ilişkisinde benzer biçimde reddedildikten sonra hem ona yalvarıp birlikte olmak ister, hem de oral seks esnasında kusarak içindeki agresyonu ortaya çıkarır. Walter’ın “Ağzın o kadar kötü kokuyor ki böyle dışarı çıkmamalısın, hatta şehri terk etmelisin” söylemi, sanki o kusma eyleminin içindeki tüm kötücül duyguları da tanımlıyor gibidir.

Yakın ilişki kurabilme becerisi ile kendini ayrımlaştırarak tek başına var olabilme arasındaki dengeyi bir türlü kuramayan Erika için hayatındaki üçüncü kişiyi eve getirip kapıya barikat kurmak, anneye sınır koymanın tek somut yoludur. Sadistik fantaziler de belki yakınlığı sağlayamamak ile ilişkili olabilir. Dış ortamda o kadar savunmacıdır ki Erika, ancak zaman zaman sanki fetişist nesnelere dönüşen pardösüsü ve eldiveni ile var olabilir.

İnsanı rahatsız eden o kadar çok öğe var ki bu filmde; anne çocuk ikilisinin ayrılma – bireyleşmeyi gerçekleştirememiş olması, bastırılmış cinsellik, cinselliğini yaşamakta olan ergene öfke ve aşağılama, şiddet ve neden delirdiğini bilmediğimiz bir baba.

Sembolik de olsa varlığının sürdüğünü bildiğimiz babanın ölüm haberinden sonra psikopatoloji daha net görülür hale gelir. Baba artık fiziksel olarak da yoktur ve anne ile kız gerçekten ve bir kez daha baş başa kalmıştır. Bu noktada üçüncü kişi olarak Walter’ı sokar hayatına Erika; ancak kendini bırakarak, temas ederek, akışına bırakarak cinselliğini yaşayamama, sürekli savunma halinde olma ve yazılı komutlarla var olabilme, Heinz Kohut’un da belirttiği gibi aynalanmamış yalnız bir kendiliğin yansıması olabilir. Ereksiyon halinde iken kontrol altına alınmaya çalışılan, komut verilen bir erkeğin öfkesi giderek kendini dövdürtme fantezilerine hayat verir.

Erika’yı anlamamıza giden yol soy isminden geçiyor: “Kohut”. Heinz Kohut, narsistik kişilik yapılanması ve kendilik psikolojisini en iyi açıklayan psikanalistlerden biridir. Kohut’ a göre bir çocuğun gereksinim duyduğu ve sağlıklı bir kendiliğin gelişmesini sağlayan kaynak, kendilik nesnesinin en azından belirli zamanlarda uygun aynalayıcı yanıtlar verebilme kapasitesidir. Bu aynalamada sürekli zaafiyet olması patolojik bir yapılanmaya sebep olabilir. Narsistik kişilik bozukluğu ya da davranışları olan kişilerin ortak bazı kişilik özelliklerinden söz eder Heinz Kohut: gizil psikotik bir annenin büyük ölçüde çarpıtılmış aynalamasına maruz kalan ve babasıyla yeterince temas kuramayan çocuk, annenin patojen etkisi altında kalmaktadır. Erika’ nın babası da akıl hastalığı nedeniyle uzun süre önce ödipal üçlüyü terk etmiştir ve Erika anne ile yalnız kalmıştır. Babanın yokluğu sağlıklı bir nesne ilişkisi kurmaktan yoksun kalmasına neden olmuştur.

Benzer bir anne kız ilişkisi içerisinde olan piyanist öğrencisinin elini cam kırıkları ile sakat bırakması, hem Erika’nın Walter’ı kıskanması ile ilişkili olabilir, hem de bu kızın piyano çalarak annenin isteklerini yerine getirmesini engellemiş ve kızın anneden kopmasını sağlamaya çalışmış olabilir.

LaPianiste-1Hayat dolu görünen, aradaki yaş farkına rağmen okuduğu mühendislik bölümünü bırakıp sevdiğini söylediği profesörün öğrencisi olmak isteyen yetenekli Walter, Erika’nın tedavi görmesi gerektiğini söyleyen, ona endişeli, gözlerle bakan bir gençten, şiddetle birlikte cinsel ilişkide bulunan bir başkasına dönüşür. “Sizi büyük bir zevkle dinleyeceğiz profesör” diyerek günlük yaşantısına geri döner Walter. “Bana mazohizmini göster, sana içimdeki sadizmi göstereyim” der gibidir sanki. Elbette ki Walter’ın bu kadını seçmesinde, alınmadığı asansörü ısrarla her katta takip edip, onun öğrencisi olmaya varan kararlılığında, kendi geçmişine ait sadistik dürtülerin ve mazohistik kurbanını arayan avcının bir rolü olmalı. Kohut’a göre depresif insanın bize karşılık verememesi kaçınılmaz biçimde kendimize saygımızda azalmaya yol açar ve hissettiğimiz narsistik yaralanmaya öfke ve /veya depresyonla tepki gösteririz.

Son sahnede kendini bıçaklaması, Erika’nın agresyonunun kendisine dönmesi gibidir. Bu eylemin hem karşısındakini suçluluk hissi ile baş başa bırakan bir yanı vardır, bir yandan da annenin saçını çekip ardından anne ağlayınca onu yatıştırmaya çalışarak tüm suçluluğu kendi üzerine almak kadar ambivalandır. Öyle bir agresyon ki o salondaki herkes onu bekleyecek ama o göğsündeki bıçak darbesi ile karanlığa karışmış ve bilinmeze doğru gidiyor olacaktır. Tüm salon onu merak ederken belki de Walter onu bulmaya çalışacak ve bulunduğunda hem anne hem de erkek arkadaşı ile bu sadistik mazohistik döngü devam edecektir. Bir yerde ölüp kalması durumunda ise tüm agresyonunu ona eziyet ettiğini düşündüğü kişilere yükleyerek, ölürken bile öfke çıkartıyor olacaktır.

Anne ile ödipal ilişkisinde kastrasyonu yaşamış, onun baskısı altında yaşayan ve çok saygın bir piyano öğretmeni olan Erika, ikili ve üçlü ilişkilerde ciddi başarısızlıklar yaşamaktadır. Annenin ideallerini gerçekleştiren bir failden başka bir şey olmayan Erika filmin son sahnesinde mutfak bıçağını kendisine batırdığında anne ile olan patolojik bağını da kesiyor olabilir; böylece annenin idealize ettiği alan olan piyanodan uzaklaşıp kendine yeni bir kendilik oluşturmak için de gittiğini düşünmek mümkündür.

LaPianiste-2


Reklamlar