kumiko-the-treasure-hunter-posterFargo (yön: Joel Coen, 1996)

This Is A True Story (yön: Paul Berczeller, 2003)

Kumiko: Hazine Avcısı (Kumiko: The Treasure Hunter, yön: David Zellner, 2014)

.

Fargo-afişSinemanın kült filmlerinden “Fargo”yu ilk izlediğimde filmden çok etkilenmiştim, özellikle hamile kadın polis Marge Gunderson karakterine ve onu canlandıran oyuncu Frances McDormand’a hayran kalmıştım. Filmin yönetmeni Joel Coen’in eşi olan McDormand, bu rolüyle Oscar almıştı. Ayrıca Steve Buscemi’nin (Carl Showalter) oyunculuğu da ziyadesiyle hoşuma gitmişti.

Fakat Fargo’da dikkatimi çeken başka bir şey daha olmuştu: Filmin en başında şöyle bir not vardı:

vlcsnap-2017-03-31-12h01m13s503“BU GERÇEK BİR HİKÂYEDİR.

Filmde betimlenen olaylar 1987’de Minnesota’da olmuştur.

Yaşamakta olanların talebi üzerine isimler değiştirilmiştir.

Bunun dışında her şey, ölmüş olanlara saygının gereği olarak, aynen gerçekleştiği gibi anlatılmıştır.”

vlcsnap-2017-03-28-10h27m57s000Gerçek yaşamda pek sık rastlanmayacak sürprizlerle dolu hikâye bittiğinde ise perdede şu klasik açıklamayı görmüştüm:

“Bu yapımda resmedilen kişiler ve olaylar kurgusaldır. Yaşayan ya da ölmüş gerçek kişilere benzerlik kastı yoktur ve böyle bir benzerlik kurmaktan kaçınılmalıdır.”

Kafam karışmıştı.

Aradan yıllar geçti, öğrendim ki bu çelişik açıklamalarla kafası karışan sadece ben değildim. Gerçekten de, bu işin ucu gerçek bir kişi olan Takako Konishi’ye ve bir film karakterine, yani Kumiko’ya kadar uzanacaktı. Ancak oralara gelmeden önce iki açıklama arasındaki bu çelişki üzerinde duralım biraz.

Fargo gösterime girer girmez çok beğenildi, kendisine geniş bir hayran kitlesi edindi. Fakat birçok kişi anlatılan olayların sahici olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Baştan bu konuda sessiz kalmayı tercih eden Coen kardeşler epey sonra bir açıklama yaptılar ve senaryonun kurgu olduğunu söylediler. Baştaki açıklama, bir çeşit şaka olsun diye ve izleyicilere gerçeklik duygusu vermek için konmuştu. Fakat filmin hayranları bu açıklamayla yetinmeyip bölgenin suç kayıtlarını karıştırıp filmdekine benzer gerçek olayları araştırdılar.

Minnesota’da yaşanmış ve Fargo’nun senaryosuna ilham vermiş olabilecek üç hikâye bulundu.

İlki şu: 1962’de, St. Paul’de savcılık yapan Eugene Thompson, karısı Carol’u öldürmesi için bir adam tutmuştu. Thompson’un haberi olmadan bu adam bir başka katille anlaştı. Savcının karısı, kendi evindeyken ikinci kişinin saldırısına uğrayıp ciddi şekilde yaralandıysa da canını kurtardı ve saldırganın elinden kaçıp komşu eve sığınmayı başardı. Bu acayip olay herkesin dikkatini çekti. Hem savcının kiraladığı kişi, hem de onun tuttuğu adam kısa sürede yakalandılar ve savcı Thompson’u ele verdiler. Fakat savcı bu olayla ilgisi olduğunu yıllar boyu reddetti.

İkinci olay 1972 yılından: Orono kasabasında yaşayan zengin bir bankacının karısı olan Virginia Piper kaçırıldı. ABD tarihinin en büyük miktardaki fidyelerinden biri olarak bir milyon dolar ödendi. Kaçırılan kadın belediyenin parkında bir ağaca bağlanmış olarak bulundu. Bu suçla ilgili iki sanık tutuklandı, fakat ikisi de mahkemede aklandı. Bu iki kişiden birisi sonradan ardarda birkaç cinayet işleyecekti. Kurbanları sıralayalım: Kendisini terkeden karısı, 5 yaşındaki oğulları, kadının önceki eşten olma oğlu, kadının yeni erkek arkadaşı ve onun oğullarından biri.

Fargo’yu hatırlatan son olayda ise adamın biri öldürdüğü karısının cesedini ağaç yonga makinesinde parçalarken yakalanmıştı. Ancak burada fidyelik bir durum yoktu ve gerçekleştiği kasaba Fargo gibi Kuzey Dakota’da değil New England’da idi.

Bu sahici olaylar Coen kardeşlere esin kaynağı olmuş muydu, işin orası kesin değil. Fakat Fargo filmi ve kasabası bir süre sonra yeniden dünyanın gündemine girecekti. 2001 yılında bir gün, filmin geçtiği yerlerin civarında, bir avcı karların üzerinde genç bir Japon kadının, Takako Konishi’nin cesedini buldu. Haberciler, Konishi ile ölümünden kısa bir süre önce görüşmüş olan şerif yardımcısının söylediklerine dayanarak, bu Japon kadının Fargo filminde karların içine saklanan para dolu bavulu gerçek sandığını ve o bavulu ararken soğuktan donarak öldüğünü yazdılar. Bu hikâye çok ilgi çekti ve dünyanın çeşitli yerlerindeki çok sayıda gazetede yayımlandı.

this is a true storyHaberin sahihliğinden kuşkulanan Paul Berczeller, konuyu araştırmaya karar verdi, çok sayıda kişiyle konuşup belgeler toplayarak 24 dakikalık bir belgesel film çekti. 2003 tarihli ve “This Is A True Story” (“Bu Sahici Bir Hikâyedir”) adını taşıyan bu belgeselde Berczeller şunları anlatıyordu: Takako Konishi, Fargo’ya gelmişti çünkü burası, kendisini terk etmiş bir eski sevgilisinin memleketiydi. Konishi bu adamla Japonya’da tanışmış, birlikte olmuştu. Fakat adam evliydi ve bir süre sonra hem Japonya’dan hem de Konishi’den ayrılmıştı. Komşuları, genç kadının ABD’ye gitmeden önce evine kapanmış olduğunu söylüyordu, yani terk edilmiş genç kadın belki de depresyona girmişti. Ayrıca Takako Konishi ölümünden bir gün önce Singapur’dan bir numara ile uzun bir telefon görüşmesi yapmış, muhtemelen eski sevgili ile konuşmuştu. Ayrıca genç kadının ailesine bıraktığı bir intihar notu vardı ve donmuş cesedin yanında boşalmış içki şişeleri bulunmuştu.

Sonuçta olay kayıtlara intihar olarak geçti. Fakat işin bu sahici yönü dünya basınında kendisine pek yer bulamadı, çünkü para dolu bavulu arama hikâyesi kadar ilgi çekici bulunmamıştı. Belki de çeşitli ülkelerden birçok kişi hâlâ, karların arasında Fargo filmindeki paraları ararken hayatını kaybetmiş Japon kızı hikâyesini gerçek sanıyor. Berczeller’in filminde anlatılanlara göre, şerif yardımcısı kızın derdini yanlış anlamış ve yanıltıcı haber oradan çıkmış, sonra da bir şehir efsanesi halinde devam etmiş.

Mevzu burada bitiyor mu? Hayır. Aradan yıllar geçiyor; Zellner kardeşler bu olaylardan esinlenerek bir senaryo yazıyorlar ve adeta şu sorulara cevap arıyorlar: Genç bir Japon kadın, gerçekten Fargo filmini izlerken karların altına saklandığını gördüğü para dolu bavulu aramak için Kuzey Dakota’ya gelir mi? Ya da böyle yarı-gerçeküstü bir hikâye nasıl anlatılmalıdır ki, inandırıcı olsun?

Elhak, Zellnerler bu işin altından hakkıyla kalkmışlar. Bütün ayrıksılığına karşın Kumiko karakterini ve “kankası” tavşan Bunzo’yu bir gerçeklik duygusuyla izliyoruz; Kumiko’yu tanıyoruz, anlamaya çalışıyoruz, onunla birlikte heyecanlanıp içine düştüğü durumlara üzülüyoruz.

.

DİKKAT: FİLMİ İZLEMEMİŞ OLANLAR İÇİN YAZININ BUNDAN

SONRASI KEYİF KAÇIRICI OLABİLİR (= “spoiler” içerir)

.

Öyle sanıyorum ki filmin gerçeklik duygusunu başarıyla yaratmasında birinci etken, hemen hemen her şeyi hikâye kahramanın gözünden izliyor olmamız. Bazen Kumiko’nun zihninin içine giriyoruz, onun hayallerini paylaşıyoruz, bazen de kahramanımızın hemen yanında duruyoruz. Çevreyi onunla birlikte algılıyor, sesleri onun gibi duyuyoruz, onun diliyle konuşuyor, onun gibi acı çekiyoruz.

Güzel de, toplumda öteki insanlarla iletişim kurmakta güçlük çeken, kurguladığı dünyada adeta kendi kendine yaşayan Kumiko benzeri kişilerle karşılaşıyor muyuz da onu “sahici biri” gibi algılayalım? Eğer psikiyatrist değilsek ilk ağızda bu soruya “hayır” yanıtı verebiliriz. Fakat Kumiko’nun davranışlarını listelersek, bazı özelliklerin bize tanıdık gelmesi mümkündür.

Psikiyatrik tanılar mevzuuna girmeden önce bir açıklama yapmam gerekiyor. Gerçek kişilere ruhsal bozukluk ya da ruhsal hastalık tanısı koymak psikiyatristlerin uzmanlık alanıdır, psikiyatrist olmayan bir hekim olduğum için benim yetkim belli bir tanıdan ya da kimi olası tanılardan kuşkulanıp hastayı uygun uzman hekime göndermekle sınırlıdır. Bildiğimiz, tanıdığımız kişilere bazı psikiyatrik tanılar atfetmeye “stigmatizasyon” (damgalama ya da etiketleme?) denir -ki günümüzde böyle bir davranış hiç hoş karşılanmaz. Amacımız yardım etmek olsa bile kişilere zararımız dokunabilir.

Ancak…

Bir, bu yazıda “gerçek” bir kişiden değil, bir film karakterinden söz ettiğimiz için daha esnek olabiliriz.

İki, aşağıda paylaşacağımız notların kimi kişilerin profesyonel yardım talep etmesine katkıda bulunabileceği umudunu taşıyoruz.

Üç, aşağıda sözünü edeceğimiz otizm, Asperger ve benzeri bozuklukları bazı uzmanlar birer hastalık değil, insan davranışlarının spektrumu içindeki farklılıklar olarak kabul ediyorlar ve bu görüşlerini “neurodiversity” (davranış çeşitliği?) kavramıyla açıklıyorlar.

Bütün bu gerekçelerle ikna olmamış okurlar için ekleyeyim: Dört, işin uzmanlarından gelecek uyarılarla yazıda her türlü eklemeyi, çıkarmayı veya düzeltmeyi yapmaya hazırız.

Bu kadar “disclaimer” (sorumluluk reddi?) yeter. Gelelim filmimize.

Kumiko’nun davranış özelliklerine bakıyoruz, insanlarla iletişim kuramadığını görüyoruz, ne diyalog kurarak, ne de beden diliyle. Sokakta başı önde ve hızlı hızlı, kimseyle göz teması kurmadan yürüyor. Tek dostu tavşanı Bunzo, onunla da konuşmasına gerek yok. Yaşadığı dairedeki eşyalar bize karmakarışık görünüyor. kumiko çalışıyor ama işini yüzeyel biçimde sürdürüyor. Fargo filmini defalarca izlemek gibi, başka kişiler için bir anlamı olmayan, tekrarlayıcı bir meşguliyeti var. “Kimsenin fark etmediği gizli bir hazine”nin peşinde, belki de Fargo’nun girişindeki şaka yollu gerçeklik iddiasını ciddiye aldığı için, para dolu bavulu karların altından çıkarabileceğini düşünüyor; hatta bu konuda kendisini “İspanyol kâşiflere” benzetiyor. Bir de özellikle kalabalık yerlere girdiğinde seslerin ona yüksek volümlü bir uğultu gibi geldiğini anlıyoruz.

Bütün bu ipuçları, “otizm spektrum bozukluğu” denen psikiyatrik tanıyı akla getiriyor. Otizm dendiğinde aklınıza arkadaşlarıyla oyun oynayamayan, konuşması bile kısıtlı çocuklar geliyor belki de. Fakat ismi bir “spektrum bozukluğu” olarak değiştiğinden beri bu başlığın altına çocuk, genç hatta yetişkinlerdeki çeşitli bozukluklar giriyor. Referans sorarsanız, psikiyatristlerin tanı el kitabı sayılabilecek bir DSM-5 (DIAGNOSTIC AND STATISTICAL MANUAL OF MENTAL DISORDERS, FIFTH EDITION) vardır, onu gösteririm. 2013 tarihli bu kaynakta, eskiden Asperger Sendromu diye ayrı bir rahatsızlık sayılan tablo da otizm spektrum bozukluğu başlığının içinde sayılıyor.

DSM-5’te her başlık için “tanı ölçütleri” ayrıntılı olarak sıralanır. Bu el kitabında otizm spektrum bozukluğu tanısını koymak için verilen tanı ölçütleri başlıca iki grupta toplanmış, birincisi “Toplumsal iletişim ve etkileşimde inatçı yetersizlikler”, ikincisi “Davranış, ilgi ya da faaliyetlerde kısıtlanmış, tekrarlayıcı kalıplar”. Bakalım Kumiko’nun davranışları, bu iki ana ölçütün alt başlıklarına denk düşüyor mu?

“Toplumsal iletişim ve etkileşimde inatçı yetersizlikler” başlığının üç maddesi var:

(1) Toplumsal-duygusal “mütekabiliyet”te (yani karşılıklılık’ta) yetersizlik. Filmde birilerinin Kumiko’yla konuşmaya çalıştığı hemen her sahnede bu yetersizliği gözlüyoruz. Kahramanımız karşısındakinin sözlerine ya hiç cevap vermiyor ya da onun sözleriyle ilgisi olmayan ve kendi zihnindeki problemi yansıtan karşılıklar veriyor, çok zorda kaldığında ise sahneden kaçıp gidiyor. Şerif yardımcısı, aslında Kumiko’dan kaynaklanan iletişimsizlik durumunun, aralarındaki dil ve kültür farkından ortaya çıktığını sanıyor.

(2) Söz dışı iletişim davranışlarında yetersizlik: Kumiko hem insanların mimikleri ya da beden dilleriyle ne dediklerini anlayamıyor, hem de sosyal jest olarak ne zaman ne yapması gerektiğini bilemiyor. Şerif yardımcısını öpme biçimi bu yetersizliğe tipik bir örnek.

(3) İnsanlarla karşılıklı ilişkiler geliştirmede, bu ilişkileri sürdürmede ve anlamada yetersizlik: Kumiko annesinden amirine, iş arkadaşlarından yeni tanıştığı kişilere kadar karşısına çıkan insanların hiçbiri ile sağlam ve düzgün bir ilişki kuramıyor. Tek “gerçek” ilişkiyi, tavşan Bunzo ile kurmuş durumda.

“Davranış, ilgi ya da faaliyetlerde kısıtlanmış, tekrarlayıcı kalıplar” diye tanımlanan ölçütün de dört alt başlığı var, tanı için bunlardan ikisinin var olması yeterli oluyor.

(1) Stereotipik ve tekrarlayıcı motor hareketler: Bu başlık ile daha çok sık sık el şıklatma, diz titretme ya da kısa bir mesafede sürekli ileri geri yürüme gibi davranışlar kastediliyor. Kumiko’da bunun örneğini göremedim.

(2) Aynılıkta diretme: Her gün Fargo’yu izleyerek işi ile evi arasındaki hayatı değiştirmeden devam ettirmek isteyen Kumiko’nun bir yandan işini kaybetme tehdidiyle karşılaşması, bir yandan da Fargo kasetini seyredemez hale gelmesi, onu kendi sanrısına sarılmaya itiyor. Böylece kahramanımızın yolculuğu başlıyor.

(3) İlgi alanlarının ileri derecede kısıtlı ve sabitlenmiş olması: Kumiko’nun ısrarla filmdeki sahnenin gerçek olduğunu iddia edip başka hiçbir şeyi düşünmeden o bavulun peşine düştüğünü, iş arkadaşlarının ilgilendiği konulara çok uzak olduğunu görüyoruz. Annesinin söyledikleri de onu cevap verecek kadar bile ilgilendirmiyor, çevreyle kurduğu sınırlı iletişim sadece kendi sınırlı amacını gerçekleştirmeye yönelik.

(4) Çevreden gelen uyaranları algılarken aşırılık ya da yetersizlik: Kumiko soğuğu herkes ölçüsünde fark edemiyor, bazı mekanlara girdiğinde olağan sesleri rahatsız edici gürültüler olarak algılıyor.

Sonuç olarak, iki ana ölçütten birincisinin üç maddesinin tümünü ve ikinci ölçütün dört maddesinden üçünü Kumiko’da görüyoruz. Bu nedenle kahramanımıza “otizm spektrum bozukluğu” tanısı konabileceğini düşünüyorum.

Burada bir detayı da açıklamazsam bu iddia eksik kalacak gibi geliyor bana. Tanı ölçütlerini kullandığımız DSM-5 2013’te yayımlanmış, filmimizin tarihi ise 2014. Bu durumda senaryo yazılırken bu kaynağın kullanılmış olması pek mümkün görünmüyor bana. Şu iki olasılıktan biri daha makul sanki: Birincisi, Zellner kardeşler bu rahatsızlığa sahip kişi ya da kişileri gözleyerek ve/ya da bu ta bloyu iyi bilen uzmanlara danışarak Kumiko karakterini çok başarılı biçimde oluşturmuş olabilirler. İkinci olasılık da kendileri ya da anıştıkları uzmanların kaynağı DSM-5 değil de DSM-IV-TR olabilir. Bu durumda karakterin DSM-IV-TR’deki Asperger Sendromu başlığına uyduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu iddiayı kanıtlamaya kalmak, zaten film tanıtımından çok bir bilimdel makaleye benzeyen bu yazıyı iyice sıkıcı hale getirecek, işbu sebeple bu işten imtina ediyorum.

En baştaki kaseti bulma sahnesi ile en sondaki hazineye kavuşma anının “gerçek dünya”ya çok başarılı bir şekilde eklemlendiğini söylemeden geçemiyorum.

Yeni bir dal olarak bilim dünyasına armağan ettiğimiz “film arkeolojisi”ne biraz daha katkıda bulunabilecek başka kimi bulguları da ileteyim. Kumiko, kırmızı kapişonlu mantosuyla bize “kırmızı şapkalı kız”ı (“red riding hood”) hatırlatıyor. Ama sadece onu değil. Bu giysi bana iki önemli filmi hatırlattı, birincisi “Karanlığın Gölgesi” (Don’t Look Now, 1973, yön: Nicholas Roeg), öbürü de “Lolipop” (“Hard Candy”, 2005, yön: David Slade). Bu çağrışımlarla ilgili karşılaştırmaları şimdilik bir kenara bırakıyorum.

kumiko-afişdont-look-now-roegHard_Candy_-_afiş

Kumiko’da Rinko Kikuçi, filmin egzantrik kahramanını büyük bir başarıyla canlandırıyor ve o sabit bakışlardan içeri girip karakterin zihninde dolaşabilmemizi sağlıyor. Neyse ki film bittiğinde kendi “gerçek” dünyamıza geri dönüyoruz ve mutlu oluyoruz. Bana ilginç gelen bir bilgiyle yazıyı sonlandırayım. Zellner kardeşler filmde oyuncu olarak da görev olamışlar. Okkalı rollerden birini, şerif yardımcısını David Zellner üstlenmiş, havaalanındaki iki misyonerden genç olanını da Nathan oynamış.

Toplumda görülüş sıklığı yüzde birin üzerinde kabul edilen bir klinik tabloyu başarıyla anlatarak böyle iletişim sıkıntısı içinde yaşayan kişileri seyircilerin anlamasına katkıda bulundukları için sanırım Zellner kardeşlere teşekkür borçluyuz.

Caner Fidaner

Meraklısına not: This Is A True Story (yön: Paul Berczeller, 2003) adlı belgeseli izlemek istiyorsanız burayı tıklayınız.

Reklamlar