gaav_movie_posterİnek, 1969

Özgün adı: Gaav

Yaygın uluslararası adı: The Cow

Yönetmen: Dariush Mehrjui (Daryuş Meercuy)

Senaryo: Dariush Mehrjui, Gholam-Hossein Saedi (Gulam-Hüseyin Sadi)

Oyn: Ezzatolah Entezami

—————————————–

“Gaav” filmi hakkında bilgi edinmek için baş vurduğum her kaynakta iki önemli cümle gördüm. Birincisi, bu film, “İran yeni gerçekçiliği” denen akımın ilk örneği olarak kabul ediliyor. İkincisi; 1979’da Mollalar iktidara geldikten sonra Ayetullah Humeyni bu filmi görmüş, beğenmiş ve sinemanın öneminden söz etmiş. Konunun uzmanları, ülkede sinemanın, hatta İran yeni gerçekçiliğinin önünü bu söz açtı, diyorlar.

Gholam-Hossein Saedi (Gulam-Hüseyin Sadi) adlı, kırkın üzerinde kitabı olan İranlı bir yazar var. Dariush Mehrjui, bu yazarın “Gaav” (İnek) adlı yapıtından, Saedi ile birlikte yazmış bu filmin senaryosunu.

Hikâyemiz yoksul bir köyde geçiyor. Baş kahraman, köyün tek ineğinin sahibi olan Maşt Hasan. Filmde bu rolü üstlenen Ezzatolah Entezami unutulmaz bir karakter yaratmış.

Bu filmin sinema hastaları dışında da tanınması, Satıcı (Foruşande = The Salesman, 2016) adlı filminin içinde Gaav’dan kimi bölümler gösteren Aşgar Farhadi sayesinde oldu (1).

DİKKAT! YAZININ BUNDAN SONRASI FİLMİ GÖRMEYENLER İÇİN KEYİF KAÇIRICI OLABİLİR (Yani “spoiler” içerir)

En güçlü tarafımız aslında en zayıf tarafımızdır, denmiştir. Maşt Hasan da köyün tek ineğine sahiptir, onunla gurur duyar, bütün geleceğini ineğine bağlar. Fakat… Hasan’ın köyde olmadığı bir gün inek ölür. Köylüler bu gerçeği Hasan’a söyleyemezler, “Senin inek kaçtı” derler. Bu beklenmedik darbe Hasan’ın psikolojisini bozacaktır. Önceleri ineğinin kaybını inkâr eden ve ahırın damından inmeyen kahramanımız giderek kaybettiği ineğinin yerine kendisini koyacaktır. Demek ki neymiş? Hasan’ın en güçlü yanı aslında onun en zayıf noktası imiş.

Şimdi biraz daha geri gideceğiz. Derler ki, Gulam-Hüseyin Sadi bu hikâyeyi İbni Sina’ya ait bir anektottan almış. Tıp tarihinin bu özgün olgu öyküsünü, Semerkandlı Nizami Aruzi’nin “Cahar Makale”sinden (Dört Makale) aktaralım (2).

Efendim, zamanında, yeme içmeden kesilmiş, kendisini inek sanan ve kesilmek isteyen bir prens varmış. Onu tedavi etmek üzere çağırılan İbni Sina durumu anladıktan sonra düşünmüş ve hastaya ne yapacağına karar vermiş. Bıçağını bileyip prense yaklaşmış, göğsünü ellemiş ve “Hmmmm… Bu inek kesilmek için çok zayıf, beslensin, kilo alsın da öyle keselim” demiş. Bunun üzerine prens yemek yemeye başlamış ama bereket bir ay içinde kendisini inek sanma sanrısı geçmiş, böylece kesilmekten de kurtulmuş! Prensi kendisini inek sanmaya yönelten süreci bilmiyoruz, fakat Maşt Hasan belli ki onsuz yapamayacağı ineğinin yasını tutarken bu hale düşüyor.

Peki, nasıl oluyor da bu sıradışı öykü yüzlerce yılı kazasız belasız atlatıyor, 11. yüzyılın başlarından, yani İbni Sina’dan Gulam-Hüseyin Sadi‘ye, oradan “Gaav”a geliyor, sonunda 2016 yılında “Satıcı”nın bir parçası oluyor?

Belli ki bu öykünün satır aralarında “insanca, pek insanca” bir şeyler var.

Acaba bu gizlenen, yas reaksiyonunun mekanizmaları olabilir mi? Başınızdan geçmişse bileceksiniz, hayatımızda çok önemli bir değişiklik olduğunda, örneğin bir yakının kaybı ile yas dönemine gireriz. Uzmanlar kişinin genellikle altı aydan bir yıla, bazen iki yıla kadar uzayabilen bir süre geçtkten sonra her zamanki yaşamına ancak dönebildiğini söylüyor. Tabii bunun sağlıklı bir dönüş olabilmesi için profesyonel yardım da gerekebiliyor.

Bir önemli nokta da şu: Psikanalistlerin bakış açısından, yas döneminin sönümlenebilmesini sağlayan iki ruhsal mekanizma var. Birincisi, kaybettiğimiz kişi ile geride kalmış hesapları kapatabilmek, yani ya öndan özür dilemek ya da onu affetmek; ikincisi de kaybedilen kişinin kimi özelliklerini içselleştirmek (introjekte etmek). Tabii bu süreçler bilinçli değil, bilinçdışı, yani insan hiç farkına varmadan geçiyor bu köprülerden. Bakıyorsunuz, yastaki kişi ölmüş babasının mesleğine yönelebiliyor ya da kaybettiği eşinin bir özelliğini, örneğin yardımseverliğini ya da kedi sevgisini içselleştiriyor. Ölen kişiye ait nesneler de özel bir anlam kazanıyor geride kalan için, ki profesyoneller bunlara bağlantı nesnesi diye bir isim bile vermişler (3).

Bazı durumları daha iyi anlatabilmek için abartılı örneklerden yararlanırız, bizim hikâyede de öyle olmuş herhalde. Maşt Hasan ineğine o kadar düşkün ki onun kaybına katlanamıyor. Onu yeniden var edebilmek için kendi varlığından vaz geçiyor.

Bu film, hem Yılmaz Güney’in sinematografisinde hem de Türk sinema tarihinde bir dönüm noktası olan, 1970 tarihli “Umut”u hatırlattı bana. Orada da, atının ölümünden sonra yeise düşmüş olan Adanalı faytoncu Cabbar’ın hayatını sürdürebilme çabalarını izleriz. Kaybını telafi etmeye çalışan kahramanımız, definecilerin eline düşer. Filmin bence bir efsane olan final sahnesinde Cabbar adeta kaybettiği kendi kimliğini aramaktadır (4).

Ya, işte böyle. Şu yalan dünyada insanın kendisi olabilmesi ne kadar güç, değil mi?

Kaynaklar:

(1) Gaav’ın, Satıcı’nın içine yerleştirilmiş sahnelerinden biri için burayı tıklayınız.

(2) İbni Sina’nın anektotu için burayı tıklayınız. 

(2) Vamık Volkan’ın konferansı, Kayıptan Sonra Yas ve Yaşam için burayı tıklayınız.

(3) Umut’un final sahnesi için burayı tıklayınız.

Reklamlar