tonierdmannToni Erdmann

Yön.: Maren Ada

Oyn.: Peter Simonischek, Sandra Hüller


İki saat kırk dakikalık süresini görünce, Toni Erdmann’ı seyretmeyi ertelemiştim ama bir kere başladığımda bitirene kadar merakla izledim filmi. Birçok festivalden ödülle dönmüş, hakkında çok iyi eleştiriler yazılmış bir film bu, fakat rahatça söyleyebilirim ki ödüllerin ve övgülerin tümünü bileğinin hakkıyla almış. Baş rollerdeki iki oyuncu da (Peter Simonischek, Sandra Hüller) çok iyi, fakat baba karakterini oynayan Simonischek unutulmaz, istisnai bir oyun çıkarıyor.

… DİKKAT! YAZININ BUNDAN SONRASI FİLMİ İZLEMEMİŞ OLANLAR İÇİN KEYİF KAÇIRICI OLABİLECEK MALZEME (“spoiler”) İÇERİR …
Filmin daha başında kargo elemanının başına gelenlerden, baba Winfried’in bir hikâye anlatıcı, bir oyuncu,
daha doğrusu bir rol yapıcı olduğunu anlıyoruz. Ve Winfried’in yalnızca gençlerle performansa giderkenki yüz makyajı değil, muhataplarını güldürmeyen şakaları da bize şunu düşündürüyor: “Maske ne işe yarar, gerçek dünyada var olanları gizlemeye mi?” Film boyunca bu soru bir altyazı gibi her sahnede vardı adeta. “Son” yazısı çıktığında benim bu soruya cevabım şöyle oldu: “İşlevini lâyıkıyla yerine getiren bir maske, tam da bu nedenle, yani yüzde yüz maske olduğundan, hakikati ortaya çıkarmaya yara ve bunun için gereklidir.”

Winfried’in insanlarla iletişim kurmada kullandığı en önemli araçlar maskeler, roller ve onların bir türevi olarak şakalar. Bu ayrıksı davranış biçimi yüzünden filmin başında “ana akımın” (“mainstream”) dışında kaldığını görüyoruz kahramanımızın.

Ines ise babasının tam tersi bir uyum içinde; üzerine düşenleri, kendisinden beklenenleri yaparak hayatla baş etmeye çalışıyor. Birkaç önemli sahnede, bu çabanın onu nasıl yalnız bıraktığını anlıyoruz. Ines ayağındaki yarayı saklamak zorundadır, gömleğine sıçramış kan lekesi de ne pahasına olursa olsun gizlenmelidir. Bence o unutulmaz “sevişme” sahnesinde, bu yalnızlık duygusu doruk noktasına varır, buclimax” farklı bir orgazm olarak kabul edilebilir.

Winfried kızının, içinde yaşadığı yapay, insanilikten uzak işyeri ortamında mutsuz olduğunu anlamıştır, onun da durumu fark etmesi için olsa gerek, Toni Erdmann karakterini yaratır. Bereket Ines de bu oyunun içine girmeyi kabullenir de zaman içinde yalnızlığının ve yapay hayatının farkına varır. İlk aşamada doğal olmanın yolunu maskelerden tümüyle kurtulabilmek için çıplak kalmak, yani “natüralizm” olarak düşünür. Fakat bu seçim gerçeğe erişmek için yeterli olmayacaktır. Ines,alter ego”sunun adını Erdmann (toprak/yeryüzü adamı) diye seçmiş olan babasının ağaç kılığına girip ona köküyle birlikte bir bitkiyi hediye getirmesiyle anlar ki, insanı yapaylıktan kurtaran “gerçek bir maske”dir aslında. Kızımızın bu yeni davranış biçimini ilk olarak, ölümle yüzleştiği bir yerde, babaanesinin cenaze töreninde uygulaması da tesadüf olmasa gerek.

Ne yazık ki bir filmi seyrederken aldığım keyif bana yetmiyor, illa ki bir hisse çıkarmak için filmi sorgulama derdine düşüyorum. Bu filmden de şu hisseyi çıkarmış olayım: “Nasıl ki gerçekte neler olup bittiğini anlamak için uydurulmuş hikâyelere ihtiyacımız varsa, hakikati görmek ve göstermek için de işimize en çok yarayan nesneler, maskeler olacaktır.”

Caner Fidaner

Filimin Türkçe altyazılı fragmanını izlemek için burayı tıklayın.

toni-erdmann-15

 

Reklamlar