Kış Uykusu (Winter Sleep,

2014, yön: Nuri Bilge Ceylan,

Oyn: Halûk Bilginer, Melisa

Sözen, Demet Akbağ)

.

KisUykusuCaner Fidaner

.

Az önce “Kış Uykusu”ndan çıktık. Anlatılanların bana bu kadar tanıdık gelmesine çok şaşırdım. Dostlar, arkadaşlar, akrabalar, açıkça söyleyin, benim yaşadıklarımı Nuri Bilge Ceylan’a ya da Ebru Ceylan’a hanginiz anlattınız?

Ben değil miyim bir “aydın” olarak yıllarca herkese akıl öğretmiş olan, mutfakta çalışana donmuş balı nasıl eriteceği hakkında ahkam kesen, imamlara nasıl imam olması gerektiğini anlatan, engin deneyimlerimden yararlandıracağım diye gençleri rahatsız edip duran? Sonra Irvin Yalom’un deyimiyle nihai yalnızlığın tadına varıp dibe vuran, ardından cehennemin zeminini tepikleyip klavyeye tutunarak düze çıkan ben değil miydim? Demek ki, ancak ve ancak yazarak nefes almaya devam edebileceği anlaşılan “Aydın Bey” de benim öyleyse.

Dahası, hayatımın bir bölümünde Levent Öğretmen’in coşkusunu içimde hissederken unutulmaz sözlerden alıntılar yapmadım mı? Bir başka dönem Suavi Bey’in inzivasını yaşamadım mı? İyi niyet taşlarından örülen yolların nereye gittiğini kim bilir kaç kere tekrar etmedim mi? Tanıdığım Nihaller, Neclalar aynen az önce perdede izlediğim gibi davranmıyorlar mıydı?

Film biterken jeneriği dikkatle izledim, kendi adımı göremediysem de Çehov’a, Şekspir’e, Dostoyevski’ye, Voltaire’e rastladım. Hissettim ki hepsi o an orada bizimleydi.

Hiçbir film tek sözcüğe indirgenemez. Bu yüzden ben filmlere, üzerine oturduklarını düşündüğüm “altı sütun” açısından bakmaya çalışırım. “Kış Uykusu” için de aynı yöntemi uygulayayım.

(1) Senaryo ya da hikâye, daha doğrusu hikâyeler: Nuri Bilge Ceylan, eşi (fotoğrafçı, öykücü) Ebru Ceylan ile birlikte yazmış filmin öyküsünü. Ama yalnızca benim hayatımı kullanmış değiller, belli ki Çehov’u ve dünya öykü tarihçesini hatmetmişler, bu senaryoyu onun üzerine oturtmuşlar.

(2) Görüntüler: “Gökhan Tiryaki bir kez daha döktürmüş” diyorum, başka şey diyemiyorum. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinin asli görüntülerden biri, “pencereden dışarı bakan kişi” burada da var, hem de filmin başlarında. Aydın Bey Hotel Othello’sunun bir penceresinden dışarıya, karlı görüntülere bakıyor. Fakat anlayamıyorum, epi topu bir “ense çekimi” nasıl bu kadar güzel, böyle derin anlamlı olabilir? Sanırım bu sahne Kasaba’da öğretmenin sınıfın penceresinden karlı manzaraya bakışı ile bir aynı kan grubunu taşıyor.

Aydın Bey pencereden bakıyor

(3) Müzik ve sesler: Shubert’ten seçilen piyano parçaları ile yağan karın sesleri bazen bizi havaya sokmaya yarıyor, bazen de havadan çıkarıp gündelik hayata geri döndürmeye.

(4) Teknik altyapı: Ev içlerinin dekorundan hayvanlarla çalışmaya, av sahnelerinin düzenlenmesinden istasyon binasının içine kadar her ayrıntı başarılı.

(5) Karakterler – oyuncular: Perdede en kısa süre görünenler de dahil (belki de en fazla onlar), bütün karakterler hikâyelere alabildiğine katkıda bulunuyor. Televizyonu soran büyükanne, arabaya taş atan çocuk, motosikletli konuk, Japon turistler… hiçbirini unutmak mümkün değil. Bütün oyuncular çok iyi, özellikle Tamer Levent’in (Suavi) ve Nejat İşler’in (İsmail) adlarını anmadan geçemiyorum ama Haluk Bilginer’i (Aydın) ayakta alkışlıyorum.

(6) Bütün bu öğeleri harman eden yönetmen: Nuri Bilge Ceylan’ın önceki filmlerine başyapıt diyordum, bu yüzden “Kış Uykusu”na ne diyeceğimi bilemedim. Nuri Bilge Ceylan yeni bir film çekene kadar “Daha iyisi nasıl olabilir ki?” diye merak etmeye devam edeceğim.

Bitirmeden bir iki çağrışımdan söz etmek istiyorum. Birincisi, Kapadokya adının eski Pers dilinde “güzel atlar ülkesi” anlamına gelen “hvaspadakhim” sözcüğünden geldiği söylenir. Rivayet ederler ki, eski Atina’da Kapadokyalılar dolandırıcı ve korkak olarak bilinirmiş, ama o bölgenin atları el üstünde tutulurmuş. İkincisi, filmdeki beyaz yılkı atı bana “Beyaz Yele”yi anımsattı, hem Albert Lamorisse’nin siyah beyaz filmini (Crin Blanc, 1953), hem de filmle aynı yıl basılmış olan gençlik romanını. Kuşkusuz, Abbas Sayar’ın romanı “Yılkı Atı”nı da (1970) unutmamak gerek.

Bana öyle geliyor ki yirmi birinci yüzyıldan geleceğe kalacak sanat yapıtlarından biri de bu film olacak.

Ne demiştim başta? ‘Az önce “Kış Uykusu”ndan çıktık’. Siz de sinemaya gidin, filmi seyredin, bittiğinde kış uykusundan çıktığınızı fark edeceksiniz ve tercihinizi yapacaksınız: Sevimli bir tavşan gibi sığındığınız köşede ölümü beklemek mi daha iyi, yoksa coşkulu bir yılkı atı gibi yaşamını gönlüne göre koşarak, ama kuşkusuz risk alarak sürdürmek mi?

.

Meraklısına, bu film ile ilgili bazı yazıların bağlantıları:

Zeliha Baran’ın bu film ile ilgili yazısını okumak için burayı, Janet Barış’ınki için burayı tıklayın.

Sema Kaygusuz’un yazısı burada, Nazan Bekiroğlu’nunki ise burada.

T24 haber platformundan Murat Sabuncu’nun yazısı şurada, Hakan Aksay’ınki de şurada.

Parşömen’deki yazısında Funda Mendeş filmi edebiyatçı bakışıyla gözden geçiriyor, o da şurada. Neslihan Acu’nun Yeni Asır’daki yazısına ise şuradan erişebilirsiniz.

BirGün’de Zahit Atam’ın bu film üzerine (kendi ifadesiyle) “tartışmalı” yazıları çıkıyor, istediğinizi tıklayın: Birinci, ikinci, üçüncü.

Edebiyat Haber’de Feridun Andaç filmi “Bir başyapıt ötesi” olarak değerlendirmiş, yazısı burada.

Reklamlar