Habemus Papam

Habemus Papam

(“Bir Papamız Var”,

Nanni Moretti, 2011)

.

Caner Fidaner

.

Yaşlıların da işe yarayabileceğini kanıtlama peşindeyseniz 1925 doğumlu Michel Piccoli‘nin bu filmdeki mükemmel oyunculuğu size iyi bir kanıt olacaktır. Filmin adı Latince’de “Bir Papamız var” anlamına gelen bir tören sözü, kardinaller yeni papayı seçtiklerini Vatikan’ın balkonundan Katolik dünyasına böyle duyuruyorlar. Ama sayıları bir milyarı bulan katolikleri temsil ettiklerini düşünen ve dünyanın dört bir köşesinden gelmiş kardinallerin seçtikleri kişi papa olmayı kabul etmezse ne olur? Böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmamış olan Vatikan yönetimi krizi nasıl atlatır? Daha doğrusu atlatabilir mi? Nanni Moretti bu büyük sorularla uğraşıyor gibi görünse de, kendisinin psikanalisti oynamasından da anlıyoruz ki onu asıl ilgilendiren soru şu: “İnsan, bir şeyi yapamayacağı gerçeğini farkederse mi Tanrıya yaklaşır, yoksa bunu farketmez ya da görmezden gelirse mi?” ya da “Yapamamak mı bizi daha fazla zedeler, bunu farkedememek mi?”

Papanin endisesi - Michel Piccoli

Papanın endişesi – Michel Piccoli

İyi düşünün, başkalarına yol göstermek isteyenlerden misiniz, yoksa ‘birileri bana yol göstermeli’ diye mi düşünüyorsunuz? Başkalarına yol gösterebileceğini iddia etmek bir “kendine güven” midir, yoksa kişinin kendisini başkalarından üstün gördüğü anlamına mı gelir? Yani bir “kibir” göstergesi midir?

Katolik inancında papa Tanrı’nın bu dünyadaki gölgesidir, temsilcisidir, doğrudan Tanrıdan esin aldığı varsayıldığı için papanın hiç yanlış yapmayacağı kabul edilir. Ama bir “insan” böyle bir sorumluluğu taşıyabilir mi? Taşırsa mı Tanrıya yaklaşır, yoksa insan olduğunu, yanlış yapabileceğini kabul ederse mi? Belki de hayatı tümüyle bir oyun olarak görmek ve Şekspir gibi sahnede olduğumuzu düşünmektedir asıl çözüm?

Kardinaller karar veriyor - Ortada Psikiyatrist Rolünde Nanni Moretti

Kardinaller karar veriyor – Ortada psikiyatrist rolündeki Nanni Moretti

Filmin hoş bir yanı, ikinci yarıda Çehov‘un Martı‘sının bir “film içinde oyun” olarak devreye girmesi oluyor. Böylece “kurgu”nun yaşamımızdaki vazgeçilmezliğini görüyor ve yalnızca homo sapiens, yani düşünen insan değil, aynı zamanda homo ludens, yani oyuncu insan da olduğumuzu anımsıyoruz.

Son notum: “Aşk Tesadüfleri Sever” (Ömer Faruk Sorak, 2011) filminden sonra “Habemus Papam”da da karşıma çıktığı için Martı‘yı bir kez daha okumaya karar verdim. Kim bilir, belki de benim aradığım yol gösterici Çehov’dur?

 

Reklamlar