Öksüz Oğul, Oğulsuz Ana

8 Yorum

 Acı (Pietà)

Kim Ki-Duk, 2012

pietaCaner Fidaner 

Kim Ki-Duk “Pietà” adlı 2012 tarihli filminde anlattığı hikâye ile “Sahip olduğumuzu kaybederken insanlığı öğreniriz” diyor. Filmi seyretmeyenler için keyif kaçırıcı (“spoiler”) olmadan bunu nasıl becerdiğinden söz etmeye çalışayım.

Kişiliğimizi en çok kim etkiler? Kuşkusuz annemiz. Yaptığıyla da yapmadığıyla da, varlığıyla da yokluğuyla da, ortaya çıkmasıyla da yok olmasıyla da hayatımızı en çok belirleyen kişidir o. Edinmeyi de ondan öğreniriz, kaybetmeyi de. İlk iletişimimiz onunla olur, çevremizdeki dünya ile güvenli bir ilişkiyi de onun aracılığıyla kurarız. Ya da hiç kuramayız. 

Orta Asya Türkçesinde “ök” anne demektir, annesini kaybeden bebek ya da çocuk “öksüz” kalmış olur. Daha fazla

Reklamlar

Hangi Jezabel kan içinde yatardı?

10 Yorum

Jezebel (Damgalı Kadın)

William Wyler, 1938

Jezebel-1938Caner Fidaner

Attila İlhan’ın 1955 tarihli Yağmur Kaçağı adlı kitabında yer alan “üçüncü şahsın şiiri”ni bilmeyen var mıdır acaba? Defalarca okuduğum bu şiirin bana en ilginç gelen yeri “jezabel kan içinde yatardı” dizesi idi, o dizeyle her karşılaştığımda “Bu Jezabel de kim ola?” diye düşünürdüm. Sonraları Attila İlhan’ın senaryolar filan yazacak kadar sinema ile içiçe olduğunu öğrenince bu şiirdeki Jezabel sözcüğünün de William Wyler’ın 1938 tarihli Jezebel adlı filmine bir gönderme olduğunu, harflerden birinin farklı olmasının da önemli olmadığını düşünmeye başladım. Daha fazla

“Aşk” mı, ölüm mü?

2 Yorum

 Aşk (Amour),

Michael Haneke, 2012

Caner Fidaner

Haneke ve Altın Palmiye 2012

Haneke ve Altın Palmiye 2012

Acaba aşkın aynı zamanda böyle bir şey de olabileceğini bu filmi görmeden düşünmüş olan kaç kişi vardır? Michael Haneke, 2012 yapımı Aşk (Amour) adlı filminde yine Hanekeliğini yapıyor ve seyirciyi oturduğu koltuğa çivileyip kafasına bir sürü soru işareti gönderiyor. Gerek Piyano Öğretmeni‘ni (La Pianiste, 2001), gerek Saklı‘yı (Caché, 2005), gerekse Beyaz Kurdele‘yi (Das weiße Band – Eine deutsche Kindergeschichte, 2009) izlerken kendi kendime “Bu yönetmenin içinde bir psikopat var, ama neyse ki evcilleştirilmiş durumda ve adam öldürmek yerine çok güzel filmler çekerek varlığını sürdürüyor” diye düşünmüştüm. Aşk’ı izledikten sonra bu düşüncem pekişti. Ama artık bu söze şunu da ekliyorum: “Neden bu filmlere hayranlık duyuyorum? Benim de içimde bir psikopat var ki, Haneke’nin çektiği filmler bana (da) hitap ediyor. İçimdeki psikopatı ortadan kaldırmaya çalışmak ya da yok saymak yerine ben de onu evcilleştirmeliyim.” Daha fazla

Ben ve “İçinde Yaşadığım Deri”

3 Yorum

İçinde Yaşadığım Deri (La Piel Que Habito =

The Skin I Live In) Pedro Almodóvar, 2011

Caner Fidaner

The-Skin-I-Live-InÖncelikle şunu söylemek gerek: Bu filmi görmeden önce konusu hakkında hiçbir şey bilmemeniz çok iyi olacak, yoksa seyirliğin bütün keyfi kaçabilir. Onun için ben de bu yazıda filmin içine girmeyip sağından solundan dolaşacağım.

Pedro Almodovar bu filmiyle de izleyicilerini şaşırtmaya devam ediyor. “Ten”imiz, bizi ne kadar belirler? “Özgün tenimiz”i taşımadığımız zaman hâlâ kendimiz olmaya devam edebilir miyiz? Yoksa ailemiz, çevremiz… zaten bizim “özgün tenimiz” ile yaşamamıza izin vermiyor mu? Aslında Almodovar’ın “İçinde Yaşadığım Deri” adlı filmde uğraştığı sorular bunlardan ibaret değil. Daha fazla