Sonsuzluk ve Bir Gün (Mia aioniotita kai mia mera =

Μια αιωνιότητα και μια μέρα, Theo Angelopoulos, 1998)

*** Dikkat: Aşağıdaki yazıda filmi seyretmemişler için keyif kaçırıcı (= “spoiler”) olabilecek bölümler var. ***

Bakmayı bilenler, okyanustan alınmış bir su damlasının içinde okyanusun tümünü görür. Öyle filmler vardır ki, onlarca yıl sürmüş bir hayatı iki saatlik bir sürede anlatır. İşte Sonsuzluk ve Bir Gün böyle bir film. Angelopoulos’un bazı filmlerinde kimi seyirciye sıkıcı gelecek uzun ve durgun sahneler bulunur, ancak yönetmene altın palmiye kazandırmış Sonsuzluk ve Bir Gün‘de sahnelerin uzunluğu değil, yoğunluğu dikkat çekiyor. Filmde ayrıntılar öyle çok ki, her seyredişte yeni bağlantılar görmek, yönetmenin ne dediği hakkında yeni yorumlar yapmak mümkün.

 

Dionysios Solomos (1798 – 1857)

Filmin çözülmesi gereken bilmeceleri adından başlıyor. Ne demek, “Sonsuzluk ve bir gün”? Şair-edebiyatçı olduğunu ve Yunanistanın kuruluş dönemi şairi Dionysios Solomos‘un “Kuşatılmış Özgür” adlı bitmemiş şiiri üzerine çalıştığını öğrendiğimiz Aleksandr, bir yandan kaçak bir Arnavut çocuk ile Selanik’te dolaşırken, bir yandan da kendi geçmişine gidip gelmektedir. Bu gezintiler sırasında öğreniriz ki, nasıl bizim için bu film onun hayatını temsil ediyorsa, Aleksandr için de 20 Eylül 1966 günü hayatının bir özeti gibidir. Aleksandr, otobüsteki gece yolculuğunun sonunda Solomos’a sorduğu “Yarın ne kadar sürer?” sorusuna cevap alamaz. Üç yıl önce ölmüş olan karısı Anna ise, aynı soruyu “Sonsuzluk ve bir gün kadar” diye yanıtlayacaktır, ancak bu cevabı verdiği sırada Anna görüntüden çıkmıştır, yalnızca sesini duyarız.

İnsan zihni sonsuzluğu kavrayabiliyor, ama insanın ömrü sonsuz değil, sınırlı. Bu çelişkiyi çözmeye çalışan zihin, elindeki bütün savunma mekanizmalarını kullanarak yaşayacağı günlerin sayılı olduğunu unutmaya çalışıyor, ama sevilen bir kişinin kaybı ya da ölümcül bir hastalığa yakalanma gibi kimi olaylarda ölüm gerçeği ile yüzleşmek kaçınılmaz oluyor. Aleksandr’ın filmin sonunda eriştiği gerçek de bundan başka bir şey değil: Ömrümüz, bizim sonsuzluğumuzdur, çünkü o olmadığında biz de yokuz. Ama aynı zamanda hayatımız, her zaman hatırlayacağımız, bizi derinden etkileyecek, en güzel günümüze indirgenebilir; belki de hayatın anlamı o bir tek günde saklıdır bizim için. Sınırlı hayat kuşatılmış olduğumuzun kanıtı, ama zihnimizdeki sonsuzluk kavramı özgür olduğumuz anlamına geliyor, tıpkı Solomos’un “Kuşatılmış Özgür“ adlı şiirinde olduğu gibi. Solomos bu şiirinde Yunan ulusal devleti kurulmadan önceki ayaklanma sırasında Mesolongi şehrinde yaşananları anlatır, fakat şiir aslında insanın kuşatılmışlığını ve özgürlüğünü anlatmaktadır.

Nasıl ki bir film bütün bir ömrü temsil edebiliyor, on dakikalık bir bölüm de filmin tümünü özetleyeblir. İşte “Sonsuzluk ve Bir Gün”deki otobüs sahnesi de hem filmin, hem de Aleksandr’ın ömrünün bir özeti gibi. Kahramanımız, kendisini “kuşatma altında, ama özgür bir kişi olarak” düşünmektedir, bir otobüsün içindeymiş gibi dış dünyadan yalıtılmış bir hayat sürmüştür. Otobüse binip duraklardan birinde inen kızıl bayraklı genç, kavga edip ayrılan çift, oda müziği grubu… hep Aleksandr’ın yaşamına katılmış kişiler gibi durur. Son yolcu Solomos’tur, bitmemiş şiiri Lampros‘un yazılmış son bölümünü okur, şairin otobüsten inmeden önceki son sözü “Tatlı olan yaşamdır” dizesidir.

Solomos’un bir başka özelliği de Aleksandr için ilginçtir: İtalya’da büyüdüğü için anadili olan Yunancayı iyi bilmeyen şair, doğum yeri olan Zakintos adasına döndükten sonra insanlardan sözcükler satın almaya, yani bilmediği bir sözcüğü kendisine öğretenlere para ödemeye başlar. Burada Heidegger‘in “Dil, Varlık’ın evidir” sözünü hatırlayalım. Sözcükler bize bir ev sağlayarak bizi özgürleştirir, ama aynı zamanda da bizi kuşatır, bizi sınırlar. Öğrendiğimiz her yeni sözcük ile bu sınırlamayı bir ölçüde azaltabiliriz. Burada edinilen sözcükleri, evreni anlamaya ve kendini ifade etmeye yarayan birer bilgi parçacığı olarak düşünürsek, bunların karşılığında ödenen para da yaşam süresince edindiğimiz deneyimler için ödediğimiz bedeller anlamına gelebilir. Bu bedel mutlaka para olarak ödenmez, bazen emek, bazen zaman, bazen çektiğimiz acılar olur öğrendiklerimizin bedeli. Bedelini ödemediğimiz hiçbir sözcük, hiçbir bilgi ise bize ait olmayacak, işimize yaramayacaktır. Ne yazık ki Aleksandr gibi birçoğumuz da bu gerçeği ancak ileri yaşta, birçok bedeller ödedikten sonra öğrenecektir. Hayatının sonuna yaklaşırken Aleksandr’ın edindiği en önemli bilgi şudur: “Geri kalan hayatımız, bizim için hem sonsuz bir süredir, hem de epi topu bir günden ibarettir.”

Bu film sayesinde Angelopoulos’tan epey şey öğrendim, bu öğrendiklerimin bedelini ödemem gerek. Kim bilir, belki bu yazı ile borcumun bir kısmı karşılanmış oluyor?

.

Caner Fidaner

.

Meraklısına bağlantı: “Sonsuzluk ve Bir Gün”ün on dakika kadar süren otobüs sahnesini Türkçe altyazılı olarak izlemek için burayı tıklayın.

Reklamlar