Erikli piliç sever misiniz?

Yorum bırakın

Azrail’i Beklerken (Poulet aux Prunes = Erikli Piliç, 2011)

Yönetmenler: Vincent Paronnaud, Marjane Satrapi

Özgün adı “Poulet aux Prunes”, yani “Erikli Piliç” olan film Türkçe posterlerde “Azrail’i Beklerken” diye adlandırılmış. Ama siz bu kasvetli isme bakarak filmin karamsar bir dünyayı yansıttığını düşünmeyin. Her ne kadar filmde kahramanımız gerçekten de Adalet Ağaoğlu‘nun “Ölmeye Yatmak” adlı romanındaki gibi yatağa uzanıp ölümü, daha doğrusu Azrail’i bekliyorsa da, film aslında hayata dair. Ha, diyebilirsiniz ki, “Hayat ve ölüm aslında aynı şey, ikisi bir tek kavram, onu ikiye ayırıp bir yüzüne ‘hayat’, öbür yüzüne ‘ölüm’ adını takan bizleriz”. O zaman ben de size, “Hmmm… Galiba bu film de işte tam bunu söylüyor” diye cevap veririm. Daha fazla

Reklamlar

“Yarın ne kadar sürer?” “Hem sonsuzluk, hem de bir gün kadar”

4 Yorum

Sonsuzluk ve Bir Gün (Mia aioniotita kai mia mera =

Μια αιωνιότητα και μια μέρα, Theo Angelopoulos, 1998)

*** Dikkat: Aşağıdaki yazıda filmi seyretmemişler için keyif kaçırıcı (= “spoiler”) olabilecek bölümler var. ***

Bakmayı bilenler, okyanustan alınmış bir su damlasının içinde okyanusun tümünü görür. Öyle filmler vardır ki, onlarca yıl sürmüş bir hayatı iki saatlik bir sürede anlatır. İşte Sonsuzluk ve Bir Gün böyle bir film. Angelopoulos’un bazı filmlerinde kimi seyirciye sıkıcı gelecek uzun ve durgun sahneler bulunur, ancak yönetmene altın palmiye kazandırmış Sonsuzluk ve Bir Gün‘de sahnelerin uzunluğu değil, yoğunluğu dikkat çekiyor. Filmde ayrıntılar öyle çok ki, her seyredişte yeni bağlantılar görmek, yönetmenin ne dediği hakkında yeni yorumlar yapmak mümkün. Daha fazla

Fritz Lang, Das Direktör!

Yorum bırakın

Onur Ataoğlu 

Fritz Lang (gözünde meşhur monoklü ile)

“Avusturyalıların en büyük tanıtım başarısı, dünya nüfusunun çoğunun Hitler’i Alman, Beethoven’i de Avusturyalı zannetmesidir”, derler. Bu yaklaşımla, Fritz Lang’in Alman bir yönetmen olarak tanınması Avusturyalıların başarısızlığı sayılır mı acaba?
Fritz 1890 yılında Viyana’da doğmuş, hem de Yahudi bir annenin oğlu olarak! Ancak annesi katolikliğe geçerek (o döneme göre) stratejik bir karar vermiş, Fritz’i de katolik yapmış. Fritz gençliğinde mimarlık ve resim öğrenimi görmüş, bir süre dünyayı dolaşmış ve ardından birinci dünya savaşına katılmış. Lang, savaşta birkaç kez yaralanmış ve iyileşmeyi beklerken ufak ufak senaryo yazmaya, ilerde çevireceği filmler için fikirler filizlendirmeye başlamış.

Daha fazla