Özlem Kekeç

Olivier Nakache ve Eric Toledano‘nun senaryosunu yazıp yönettiği, ülkemizde Can Dostum ismiyle gösterime giren Fransız yapımı “Intouchables”, gerçek yaşam öyküsüne dayanan konusunun hassasiyetine rağmen son dakikasına kadar yüzünüzden gülümsemeyi eksik etmeyecek kadar… “samimi” olmayı başarabilen bir film. Yamaç paraşütü yaparken geçirdiği bir kaza sonucu felç olan zengin aristokrat Philippe (François Cluzet) ile evde kendisine yardımcı olması için işe aldığı Senegalli Driss’in (Omar Sy) ortak yaşamlarında paylaştıklarını ve birbirlerine kattıklarını, olağandışı gibi görünen bir dostluk çerçevesinde anlatan film; hiçbir şeyin göründüğü gibi olmayacağının, önyargıların en büyük düşmanımız olduğunun ve içten bir hareketin bir kitap dolusu sözden çok daha etkili olabileceğinin kuvvetle altını çizen sahnelerle dolu. Ter içinde güçlükle konuşarak uyandığınız bir gece “Neyin var?” diye soran birini mi sevgiyle hatırlarsınız, yoksa koşup getirdiği ıslak havluyu alnınıza bastıran ve “Korkma, ben yanındayım!” diyen kişiyi mi? Engeliniz sebebiyle size kristal vazo gibi davranan birini mi isterdiniz yanınızda, yoksa bunu herkesin başına gelebilecek bir olay gibi algılayıp size diğer arkadaşlarından farklı davranmayan birini mi?

Driss rolünü gerçekten çok büyük bir başarıyla canlandıran genç Fransız oyuncu Omar Sy’nin ismini bundan sonra sıkça duyacağımızdan eminim. Filmin müziklerinin de çok özenle seçildiğini ve çok doğru sahnelerde kullanıldığını belirtmek isterim. Driss’in hayranı olduğu ABD’li müzik gurubu Earth, Wind & Fire’ın filmin temposunu yükselten şarkıları dışında, hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkan Nina Simone şarkısı ve filmin pek çok sahnesinde kullanılan, Philippe’nin tutkun olduğu klasik müzik parçaları da olağanüstü güzellikte ayrıntılardı. Fransa’da 2011 yılının kültürel fenomeni haline gelen film, göçmen sorununa izleyicide taraf olma duygusu yaratmayacak kadar dikkatli bir şekilde değiniyor. Film ayrıca genç oyuncusu Omar Sy’ye Şubat 2012’de dağıtılan Sezar Ödülleri’nde “En İyi Aktör” ödülünü getirdi. Her ne kadar türü için “komedi/dram” denilse de, filmdeki komedi öğeleri o kadar doğal ve eğlenceli bir hava yaratıyor ki, drama çok uygun düşebilecek pek çok sahnede sadece gülümsüyorsunuz ve bu gülümseme 110 dakika boyunca sizi terk etmiyor. Gülümsemenin, rahat, doğal ve içten olmanın insanın yaşamına getirdiği mucizeler ise son beş dakikalık bölümde saklı. Ben artık daha fazla bir şey söylemeyeyim! 🙂 

.

Meraklısına not: Driss‘in (Omar Sy), Earth, Wind and Fire‘ın Boogie Wonderland adlı parçasıyla dansettiği harika sahneyi izlemek için burayı tıklayın.

Reklamlar