MARSLI BET İÇİN SİNEMA NOTLARI-2 Sinema filmi, yapanın düşü, izleyenin gerçeğidir

Yorum bırakın

Marslı arkadaşım Bet birinci yazı için teşekkür etti, ama bir yandan da “Anası babası tamam da, önce bütün o filmlerin varlık nedenini bir anlatsaydın” diye sitem etti. Gerçekten de, altı üstü uydurulmuş hikayeleri hareketli resimlerle göstermekten ibaret bir insan faaliyeti nasıl oluyor da bu kadar yaygınlaşabiliyor? Muhtemelen aşağıdaki notlar da bu soruyu hakkıyla yanıtlamaya yetmeyecek, siz de bu konudaki görüşlerinizi paylaşırsanız eminim Bet müteşekkir olacaktır.

Ricciotto Canudo: Sinemaya "yedinci sanat" diyen oydu (1912)

Her gün milyonlarca kişi neden film seyretmeye zaman ayırıyor? Eğer siz de benim gibi kendisinin ve yaptığı işlerin önemli sayılmasından hoşlanan biriyseniz, “Çünkü, sinema bir sanattır” cevabı hoşunuza gidecektir. Öyle ya, sanat insanoğlunun önemli faaliyetlerinden biri, siz de bir film seyrediyorsunuz, böylece sanatsal bir faaliyette bulunmuş oluyorsunuz. Çekici bir düşünce. Ama bu açıklama, neden sinema filmlerinin öteki sanat ürünlerinden çok daha fazla rağbet gördüğü sorusuna cevap vermiyor.

Hegel estetik derslerinde beş sanat sayarmış: mimari, heykeltraşlık, müzik, resim, şiir. Sonra Ricciotto Canudo adlı bir İtalyan yazar, 1912’de yazdığı bir makalede dansı altıncı sanat olarak eklemiş, sinemayı da önceki sanatların bir sentezi olarak ve “yedinci sanat” adıyla tanımlamış. Daha fazla

Reklamlar

Sinemaya vurgun bir modern zamanlar masalcısı: Nuri Bilge Ceylan

Yorum bırakın

Özlem Kekeç

Bir Zamanlar Anadolu’da,

(Nuri Bilge Ceylan, 2011)

Nuri Bilge Ceylan, pek çok prestijli ödülle taçlanan “Bir Zamanlar Anadolu’da” adlı filminde, bir cinayeti aydınlatmakla yükümlü bir savcı, bir doktor ve bir komiserin paylaştığı on iki saatlik gerilimli bir zaman dilimini beyazperdeye aktarıyor. Aslında cinayetin faili belli, zaten itiraf etmiş, gecenin o vakti bozkırın ortasında aranan ise katilin bir çeşme ve top şeklinde bir ağacın çok yakınına gömdüğünü söylediği ceset. Daha fazla

Bir Yetişkin Masalı: Hugo Cabret

Yorum bırakın

Özlem Kekeç

Hugo

Brian Selznick’in The Invention of Hugo Cabret (Hugo Cabret’in Buluşu) isimli çocuk romanından yola çıkarak, Martin Scorsese’nin üç boyutlu olarak çektiği Hugo Cabret, her yaştaki sinema tutkunlarına hitap eden bir görsel şölen. 1930’ların Paris’inde karlı bir kış günü bir tren garında başlayan film, istasyondaki odalardan birinde yaşayan ve saatleri kurmakla görevli Hugo Cabret’in yaşadığı ve yaşattığı bir maceranın hikayesi.

Öykünün geçtiği tren istasyonunun görkemli ama sıcak atmosferi, o dönemin tarihsel dokusunu yansıtan dekoru, her sahne için özenle seçilmiş müzikler, sokaklar, evler, heykeller, kar taneleri altındaki muhteşem Paris manzaraları, yumuşacık renkler ve bir masalın içine düştüğünüz hissini yaratan tüm ayrıntılar,  Scorsese’nin filmini biz büyümeyen çocuklar için 127 dakikalık bir “gerçek hayattan kopuş” ritüeline dönüştürüyor. Daha fazla

“Dünyanın ilk filmi” üzerine

Yorum bırakın

Suat Tülek

"Sulanan Sulayıcı" filminden

Bazı tıp kongrelerinde ve toplantılarında eşim Necla Tülek ile birlikte “cinefiction” diye bir sunum yapıyorum, ilk üç slayt sinema tarihi ile ilgili. Orada “dünyanın ilk filmi”nden değil de “ilk sinema filmi”nden söz ediyorum, şu filmden: “L’arroseur arrosé” [Türkçesi: “Sulanan sulayıcı”, bu filmi görmek için burayı tıklayın] Daha fazla

MARSLI BET İÇİN SİNEMA NOTLARI-1 Fotoğraf ve düşgücü: Lumière Kardeşler ile Méliès

Yorum bırakın

Bet isimli, Marslı bir arkadaşım var. Dediğine göre Mars’ta sinema yokmuş. Ama Bet artık buralı ve film seyretmekten çok hoşlanıyor. Bir yandan sinema hakkında bilgilenmek, bir yandan da işin keyfini çıkarmak istiyor. Benden kendisi için sinema yazıları yazmamı rica etti. Bakalım becerebilecek miyim?

Auguste Lumière (solda) ile Louis Lumière (sagda)

Her ne kadar adına film denen hareketli resim kareleri ilk kez on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında ortaya çıkmış ise de “sinema” yirminci yüzyılın çocuğudur. Ama tabii sinema kendi kendine doğmadı, bir babası, bir de annesi vardı. Görüntüler hareketli hale gelmeden önce tek tek çekiliyordu, bu işin adına fotoğraf deniyordu. Teknik gelişti, fotoğraflar ardarda dizildi, hızla gösterildi, film oldu. Bunu da ilk kez fotoğrafçılar yaptı. Demek ki, sinemanın babası fotoğraftır. Daha fazla