Üçüncü Adam

(“The Third Man”, Carol Reed, 1949)

Orson Welles’i yalnızca bir yönetmen olarak takdir edenlerdenseniz, onun oyunculuğunu da tanımanızın şart olduğunu söylemeliyim. Oyuncu Orson Welles’le tanışmak için de en uygun filmlerden biri Üçüncü Adam olsa gerek. Bu filmde Welles sadece birkaç kez görünmuştür, ama bu sahneler Harry Lime karakterini ölümsüz yapmaya yetmiştir. Özellikle Harry’nin sokakta, bir kapı boşluğunda görünüverdiği an, sinemanın unutulmaz görüntüleri arasında yerini almıştır. Welles’in bu filmdeki oyunculuğu için “dünyanın en kısa başrolü” de denmiştir.

İkinci dünya savaşında Almanyanın bir parçası olarak yenilmiş olan Avusturya’da bağdaşıklar savaşın ardından dörtlü bir yönetim kurarlar; ABD, Sovyetler, İngiltere ve Fransa hem ülkeyi, hem de başkent Viyana’yı aralarında paylaşarak yönetirler. Bu durum Avusturya’nın bağımsız bir cumhuriyet olarak kabul edildiği 1955 yılına kadar sürmüştür. Ama Viyana’nın en karışık yılları kuşkusuz savaşın hemen ardından yaşanmıştır.

Film varolan bir romandan uyarlanmış değildir. Yapımcı Alexander Korda‘nın ısmarladığı proje için 1947’de Viyana’ya gelen Graham Green, senaryoyu burada yazmış, aynı adlı romanını ise senaryodan uyarlamış ve flmden sonra yayımlamıştır. Carol Reed’in yönettiği 1949 tarihli siyah – beyaz film, Viyana’nın savaş sonrası döneminin karanlık atmosferini başarıyla yansıtır. Filmin birçok sahnesinde dar, loş sokaklar, uzayan gölgeler, tehdit edici yüz ifadeleri görür, ıssız ve sessiz sokaklarda yankı yapan ayak sesleri duyarız. Kediler bile sahibi dışındakiler için bir tehlikedir. Karelerin pek çoğunda çapraz çizgiler birbirlerini keser, koşan insanlar perdeden dışarı düşecekmiş gibi gelir izleyiciye. Bu özellikleri ile film Alman dışavurumculuğu‘nun, yani Robert Wiene‘nin Dr. Kaligari’nin Muayenehanesi (1920) adlı sessiz filmi ile tanımlanan sinema akımının da bir örneğidir Üçüncü Adam.

Ama herhalde filmin en etkileyici yönü, temel bir insani çatışmayı önümüze sermesi, bize hatırlatması olsa gerek. Hangimiz “Arkadaşıma destek mi olayım, ilkelerimi mi savunayım?” şeklinde bir çatışma yaşamamışızdır ki?

Graham Green‘in pek sevdiği Mozart Cafe filmin mekanları arasında girmiştir. Ancak bu filmin mekanlarından söz ederken, asıl, iki baş kahramanın kiritik bir görüşme için bir araya geldiği ünlü dönme dolabı unutmamak gerekiyor. Prater semtine 1897 yılında kurulmuş olan olan bu “dev dönme dolap”, birçok başka filmde de görünmüştür. Ama biz, bu filmin üzerinden 46 yıl geçtikten sonra Gün Doğmadan (“Before Sunrise”, Richard Linklater, 1995) adlı filmde Celine (Julie Delpy) ileJessenin(Ethen Hawke) ilk kez bu dönme dolapta öpüşeceğini kulağınıza fısıldamakla yetinelim.

Son not: ***Dikkat! Buradaki bağlantıda, filmi görmemiş olanlar için keyif kaçırıcı [spoiler] içerik vardır****  Hem Anton Karas‘ın zither’inden (kanun’undan) filmin özgün müziğini hatırlatan, hem de mekanların eski ve yeni hallerini gösteren 20 dakikalık kısa filmi izlemek için burayı tıklayın.

Caner Fidaner

Reklamlar